Jean Monnet Burs Başvuruları Başladı

  • edcon


Jean Monnet burs programının 2019-2020 akademik yılı için en az 180 kişinin burstan faydalandırılması planlanmıştır. İndikatif olarak; bursların %50'si kamu sektörüne, %30’u üniversitelere, %20’si ise özel sektöre tahsis edilecektir.

Yazılı sınavdan 100 üzerinden en az 60 puan alan adaylara, başarı sıralaması ve sektörel kotaların doldurulması esasına dayalı olarak burs verilecektir. Sektörlere ayrılan kotalar, bursların tamamının azami ölçüde kullanılabilmesi amacıyla birbirleri arasında kaydırılabilir.

Avrupa Birliği tarafından desteklenen Jean Monnet burs programı, Avrupa Birliği alanında uzmanlaşmış personel sayısını arttırmayı hedeflemektedir. Ayrıntılı bilgi için Jean Monnet burs sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Burs başvurunuz sırasında, yurtdışı yüksek lisans başvurularınız hakkında ücretsiz bilgi alabilmek ve başvurularınızı yapıp en kısa sürede kabul alabilmek için uzman danışmanlarımız ile görüşebilirsiniz.

Uzun yıllardır devam eden bu burs için başta Birleşik Krallık olmak üzere, Belçika, Fransa, İrlanda gibi Avrupa Ülkeleri’ nde yüksek lisans eğitimlerini tamamlamış Jean Monnet bursiyerlerimizin deneyimlerini sizinle paylaşmak istedik.

Sacit Örengül
sacit@edcon.com.tr

Yetkin Özer
International Political Economy
The University of Warwick
1 - Jean Monnet bursunun size sunduğu avantajlar neler oldu? Türkiye’de ki üniversite eğitiminiz sonrasında yüksek lisans eğitiminize İngiltere’de neden devam etmek istediniz? Türkiye’de ki okulların karşılayamadığı fakat İngiltere’deki okullardan alabildiğiniz birikimler neler oldu?

Öncelikle yabancı bir ülkede eğitim almanın belli avantajları var, onlardan bahsetmek lazım. Yabancı dilin kullanımı, kültürel gelişim ve akademik olarak daha farklı bakış açılarını görme imkanı gibi. Bu anlamda İngiltere öne çıkan en önemli destinasyon. Hem bizden farklı eğitim sistemi hem de ülkede eğitime yapılan yatırımların çok yüksek olması eğitim kalitesini oldukça arttırmış. Yani herhangi bir İngiliz okulu, bizim en iyi üniversitelerimizin erişemediği bilimsel üretim kapasitesine erişebiliyor. Bu da İngiltere’yi dünyanın her yerinden gelen seçkin öğrenciler için cazip kılıyor. Bu cazibe kaliteyi daha da arttırıyor. Birbirini destekleyen bir mekanizma gibi adeta. İyi öğrenciyi çeken bir sistem var, bu sistem iyi öğrenciler ile daha da iyileşiyor gibi…

Beni İngiltere’ye yönelten sebeplerden biri aldığım burs. Ben Jean Monnet ile yüksek lisansa gittim, o yüzden bir yıl eğitim veren bir AB ülkesi seçmek zorundaydım. Bazı AB ülkelerinde yüksek lisans bir yıl ve İngiltere de bunlardan bir tanesi. Ve en prestijli okullar da orada olduğu için tüm eforumu oraya yönlendirdim. Başvurularımı buradaki okullara yaptım. Tabi bu süreçte bilgi aldığım kaynaklar da kararımı oluşturmama yardımcı oldu. Mesela yurtdışında okuyan arkadaşlarım, daha önce yabancı ülkede eğitim almış tanıdıklar ve profesyonel eğitim danışmanları ile konuştuktan sonra böyle bir karar verdim. Her ülkenin belli avantaj ve dezavantajları var ve İngiltere bu anlamda en makul seçenekti.

Türkiye’de olmayan ama orada olan ne var diye sorduğunuzda ilk aklıma gelen şey, oranın çok ama çok enternasyonel olması. Yani dünyanın her yerinden öğrenciler var. Bu konu bizde o kadar gelişkin değil. Çok kültürlü ve milletli bir ortam harika bir fırsat eğitim için. Hem akademik hem de sosyal anlamda saymakla bitmez avantajları var.  

2-Warwick University “International Political Economy”bölümünü ve okulunu  seçme nedenleriniz?

Ben öncelikle bölüme odaklanmıştım. Bu bölüm benim lisansımın devamı gibi. Lisansımı Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Biliminde bitirdim. Bunun üzerine ya ekonomi alanında bir master ya da siyaset bilimi ve uluslararası ilişkilerin ekonomi ile harmanlandığı “International Political Economy” alanında bir master yapmak istiyordum. İkincisi nasip oldu ve iyi de oldu açıkçası.

Okul seçimime gelince, bu tamamen benim dışımda gerçekleşti. Ben birçok okula başvuru yaptım, bunların çoğundan olumlu cevap geldi. Sonra EDCON’daki danışmanım başta olmak üzere bu okulları bilen insanlar ile oturduk, “şu olursa şöyle olur, şu olursa böyle olur…” tarzında eleme yaptık ve sonuçta Warwick çıktı.

3-Yurtdışına gitmeden önce hayalleriniz, beklentileriniz ile gittikten sonra yaşadıklarınız arasında fark var mıydı, nasıldı? Beklentileriniz karşılandı mı?

Ben masterdan önce de çeşitli vesileler ile yurtdışına çıkmıştım. Mesela 2008 yılında Erasmus ile Dublin’de bulundum 5 ay boyunca. Veya sonrasında iki ay kadar ABD var. O yüzden çok uçuk beklentiler oluşturacak bir durumum yoktu. Ama yine de İngiltere’yi bilmiyordum ve haliyle biraz heyecanlıydım.

Örneğin okul konusunda biraz şüphelerim vardı. Malum bizim ülkemizde belli bazı isimler var öne çıkan, o da hem medyadan hem popüler kültürden bizim aklımızda yer etmiş. O okullar ve isimler dışındaki seçenekleri bilmiyoruz, bilmeyince de şüphe ile bakıyoruz. Yani Warwick ismi biraz şüpheli duruyordu, ama tabi gidince bu şüphelerin hepsinin dağıldığına şahit oldum. Çünkü Warwick Üniversitesinin orda oldukça büyük bir prestiji var. Veya orda eğitim konusundaki bakış açısı bizden çok farklı ve giden kişiyi tatmin eder nitelikte. O yüzden kısaca ifade etmem gerekirse beklentilerimin üzerinde bir sonuç ortaya çıktı. Tabi ben dışa dönük bir kişi olarak orada sosyal anlamda da çok aktiftim. Okulun birçok aktivitesine katıldım, ülkeyi gezdim şehir şehir. İnsanlarla diyalog kurdum, birçok arkadaşım oldu… Aslında bu beklenti karşılama konusu biraz kişinin kendisi ile alakalı bir şey. Yani nasıl bir beklenti ile gittiğiniz önemli, sizin kişisel diyalog yetiniz önemli, akademik kapasiteniz ve ilgi duyduğunuz alanlar önemli. Okul, bölüm ve şehir seçimi yapılırken bunlara göre karar almak gerekiyor. Daha doğrusu bunlara göre karar almak şart. Yoksa dünyanın en iyi okuluna da gitseniz mutsuz dönebilirsiniz.

4-Universitenizde bir gününüzü bize anlatır mısınız?  Şehrin olanakları, öğrenci kulüpleri, konaklamanız size uygun muydu ve gelecek olan öğrencilere önerileriniz ne olacaktır?

Şöyle ki, üniversitenin olduğu şehir Londra’ya 150-200 KM uzaklıkta, orta İngiltere diye tabir edilen yerde konumlanmış ve köklü bir tarihi olan bir kent, Covetry. Coventy, 350 bin nüfusu ile sosyal anlamda çok şey vaad etmiyor, ancak konumu itibariyle İngiltere’nin tam ortasında ve her yere yakın bir kent. O yüzden ülkeyi gezmek isteyenler için en avantajlı yerlerden birisi.

Ben okul kampüsü içinde kalmadım. Şehrin içinde öğrencilerin olduğu bir apartı kulandım. Benim kaldığım yerde genellikle Warwick’ten yüksek lisans öğrencileri kalıyordu, ama şehrin içinde olması ve okula toplu taşıma ile 30 dk gibi bir mesafede olması hem okulun hem de şehrin aktivitelerinden ortaklaşa yararlanmama olanak sağladı.

Bir günüm şöyle anlatılabilir: Derslerim sabah saatlerindeydi. Saat 12-13’e kadar ders olduğu için sabah erkenden, yani 7:30 gibi kaldığım yerden çıkıyordum. Otobüsle 30-35 dk sonra okulda, yani deste oluyordum. Ders bitince mutlaka bir kantin muhabbeti oluyordu arkadaşlar ile. Yani dersten sonra bir yere oturalım laflayalım tarzında. Sonra yapılacak işler varsa kütüphaneye uğrardım, yoksa kaldığım yere geri dönerdim. Çünkü spor ve havuza gidiyordum akşamları. O da iki saat sürse. Gece bana kalıyordu. O da duruma göre, eğer ödev teslim etme gününe yakınsa odamda bir şeyler okuyarak, uzaksa da akşam arkadaşlar ile okulda veya şehirde bir yerlerde ortak zaman geçirerek gün bitiyordu. Hemen hemen bütün haftasonlarında okulun gezi kulübü ile başka şehirlere gezmeye gittim. Bu da çok eğlenceli bir deneyim oldu. Bunların dışında kaldığım yerdeki arkadaşlıkları da söylemeden geçemeyeceğim, 6 kişi 1 mutfağı ortak kullanıyorduk. İlk bir iki hafta birbirimize alışana kadar biraz sıkıntı oldu, çünkü herkes farklı bir ülkeden ve kültürden geliyordu, ama ilerleyen zamanlarda alıştık, sistem oluşturduk ve harika bir arkadaşlık ortaya çıktı. Ortaklaşa çok güzel zamanlar geçirdik.

Warwick’i seçecek olan arkadaşlara önerilerime gelince, kesinlikle gitsinler diyeceğim bir okul. Bir kere İngiltere’nin en büyük öğrenci klüpleri topluluğu (student society) Warwick Üniversitesi’nde. Bunu internetten araştırabilirler. Çok gelişkin bir sistem var ve öğrenciler okulun yönetimi hakkında müthiş söz sahibi. Onun dışında kültür sanat faaliyetleri açısından Warwick Üniversitesi yine İngiltere çapında ilk üç arasında. Çünkü İngiltere’nin en büyük konser salonlarından birinin olduğu ve atölyeleri bulunan bir sanat merkezi var. Buna da bakabilirler google’dan. Akademik olarak üniversite zaten ilk 5-6 arasında. Bazı bölümler, mesela ekonomi, ilk üç arasında. Belki Türkiye’de pek bilinmiyor ama İngiltere’de Warwick ismi o birkaç meşhur okuldan hemen sonra geliyor. Sıralamalarda sürekli gözüken bir başarı var. Konaklama açısından da çok enteresan bir okul, çünkü hem şehrin içinde hem de okulun kampüsünde çok kaliteli öğrenci apartları mevcut. Mesela kampüsün içinde bulunan yurtlar yeşillikler içinde, doğa ile bütünleşik harika bir atmosfere sahip. Ama şunu da unutmamak lazım, şehir küçük ve bir Londra beklentisi ile giden orada biraz sıkılabilir. Yani yine aynı şeyi söylemek istiyorum, ne bulduğunuz biraz size bağlı aslında.  

5- Mezuniyet sonrası okulunuzdan veya bölümünüzden mezun olmanın faydalarının ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Benim okulum ekim 2015’te bitti. Yani 4 aydır Türkiye’deyim ve iş hayatına geri döndüm. Mezuniyetin etkilerini yeni yeni görmeye başlayacağım hem iş hayatımda hem de sosyal hayatımda. Ama şunu ifade etmek isterim, bu etkiler bölüm ve okuldan ziyade eğitim alınan ülke ile ilintili olacak. Yani İngiltere’de yüksek lisansını bitirmiş olmak her zaman size olumlu bir imaj kazandırır. Çünkü oradan alınan diploma hele hele bizim ülkemizde müspet bir algı yaratmak için birebirdir. Bu konu aslında biraz da psikolojiktir. Mesela bir iş görüşmesinde masanın karşısındaki kişi sizinle aynı şekilde İngiltere’de eğitim almışsa, buradan konuya devam edip bir ortak ilgi alanı üzerinden kendinizi kolayca ifade edebilirsiniz. Daha doğrusu kendinizi iyi pazarlayabilirsiniz. Tabi gittiğiniz okul çok prestiji düşük bir okul değilse. Veya o kişi orda eğitim almamışsa, ki bu ihtimal daha yüksektir her zaman, size takdirle bakar ve yaptığınızı önemli bir başarı olarak görür ve bu da sizin hanenize artı bir puan olarak yazılır. Görüşmeye bu olumlu süreç üzerinden devam eder işi alırsınız. Bu tarz durumlarda birçok ihtimal mevcut olabilir, ama genellikle bu iki durum yaşanır, o yüzden bu imajı yönetmek biraz kişinin kendisine kalmış durumdadır. Elinizdeki malzeme iyiyse (okul ve bölüm) bunu her türlü lehinize kullanmak sizin iletişim yeteneğinize bağlı.  
Bunun ötesinde işin gerçek tarafına göz attığımızda, iyi bir okuldan ve iyi bir bölümden mezun olmanın başka birçok avantajı da vardır. Mesela akademik olarak sizi fazlasıyla geliştirir ve bir sonraki adım için, doktora gibi örneğin, kendinizi hazır hissedersiniz. Doktoraya kabul şansınızı artırır. Ayrıca mezun olduğunuz okuldan iyi hocalardan iyi referanslar almanıza yardımcı olur ki, iş hayatında iyi referans her şeyin ötesindedir.

6-Türkiye ve İngiltere eğitim sistemini karşılaştırdığınızda size göre farkları, avantaj ve dezavantajları nelerdir?

İki sistemin de olumlu veya olumsuz tarafları var haliyle. Ama yine de şunu unutmamak gerekiyor, İngiltere eğitim ve akademik üretim alanında bizim ülkemizden onlarca yıl ilerde. Çünkü organize bilimsel üretim faaliyetleri bizden çok önce başlamış, erken yola çıkmanın avantajını yaşıyorlar. Yoksa teknik altyapı, fiziksel imkan, müfredat ve insan kalitesi açısından çok büyük bir uçurum olduğuna inanmıyorum. Şuan bizim ülkemizdeki üniversitelerde de onlarda olan laboratuvarlar, sosyal tesisler ve gelişmiş imkanlar var. Nitelikli beyinler bizde de var, ama onların en önemli avantajı uzun zaman önce doğru bir sistem oturtmuş olmaları ve bunun hala tıkır tıkır çalışması. 
Benim görebildiğim kadarıyla orada üniversite ve sanayi arasında müthiş bir işbirliği var. Yani özellikle teknik bölümlere gidecek olan arkadaşlara söyleyeyim, İngiltere üniversitelerinde öğrendikleriniz ve uyguladıklarınız direkt olarak iş dünyasının sizden istediği şeylere denk geliyor. Bizde hep bahsedilen bir konu vardır, öğrenci der ki, “yahu bu dersi aldık ama bunun gerçek dünyada pek bir karşılığı yok”. Bu olayı İngilizler çözmüşler ve üretim aşamalarının (hizmet veya mal üretimi olarak düşünün) hiçbirinde pratik değeri olmayan bilgiyi üniversite öğretmek istemiyor. Kısaca ifade etmek gerekirse orada üniversitedeki dersler gerçekten ilerde işinize yarıyor.

İngiltere’nin bir diğer avantajı da, daha önce bahsetmiştim, dünya çapında popüler bir eğitim destinasyonu olması. Hemen hemen bütün üniversitelerde yabancı öğrenci oranı yüzde 20’lerin üzerinde. Ki bu oran bazı isimli okullarda daha yüksek. Ve o ülkelerden en iyileri kabul ediyorlar. Bu da bir öğrenci için müthiş bir fırsat. Mesela benim Hindistan, Pakistan, Kazakistan, Almanya, Rusya, Singapur ve daha ismini sayamadığım birçok ülkeden yakın arkadaşım oldu. Hepsi de kendi ülkelerinde önemli yerlere gelme ihtimali olan isimler. Önemli ailelerin çocukları. Hala görüşüyorum onlar ile. Böyle bir ortamı Türkiye’de bir üniversitede bulmak mümkün değil. Onlar ile uzun uzun sohbetlerimizin oluyordu, buralarda kendi ülkelerindeki durumu birebir dinleme fırsatım oluyordu. Ben siyaset bilimi okuduğum için onların anlattıkları birinci ağız bilgiler benim için çok değerliydi. Bence diğer bölümler için de bu durum geçerli. Değişik kültür ve görüş, meraklısına çok şey kazandırır.

Başka bir avantaj da akademik ahlakın kazandırılması. Sakın şu anlam ortaya çıkmasın, Türkiye’de akademik ahlak yok mu falan gibi. Ben onu demiyorum, ben şunu söylüyorum, evet, Türkiye’de de akademik anlamda bir sistem var, ama İngiltere bu anlamda çok gelişmiş durumda ve bu sayede öğrenci çok şey öğreniyor. Mesela, intihal konusunda çok ama çok hassaslar. Ben ülkemizde bu konuya sadece birkaç iyi okulun çok dikkat ettiğini biliyorum. Diğer üniversitelerde bırakın öğrencileri hocalar bile birçok kuralı bilmiyor. İkincisi, hocaların ders ve akademik takvim disiplinleri. Orda boş ders veya hocanın başka bir işi çıktığı için gelmediği veya geç kaldığı ders diye bir kavram hiç duymadım. Bir yıl öncesinden herkes takvimini ayarlar ve diğer faaliyetler ders takvimine göre ayarlanır. Olağanüstü bir durum olmadıkça da hoca o saatte o derse gelir. Ve en önemlisi de o derste ne anlatılacağı yine dönemin başında belirlenir ve o yazılan konu işlenir. Takvimde yazan konunun dışında bir konu işlendiğine ben hiç şahit olmadım. Orada beş dersim vardı ve beşi de böyle oldu. Bu öngörülebilirlik öğrenciye çok şey katıyor. Öğrenciyi daha çok motive ediyor. Bu anlamda Türkiye’de ciddi sıkıntılar olduğunu bizzat biliyoruz. Bir iki okul dışında bu konuya ciddi eğilen hoca sayısı çok az ne yazık ki.

Gelelim İngiltere’nin en zayıf noktasına. Bence bizde iyi olan ama onlarda eksik olan konu eğitim ücretleri. Gerçekten de İngiltere’de burssuz çocuk okutmak orta seviye bir Türk ailesi için hayal diyebilirim. Eğitim ücretleri ve yaşam giderleri çok yüksek. Okullar okul fonundan burs verme ve toplam ücrete indirim yapma konularında çok cimri. Okullar bir nevi ticarethane gibi çalışıyor. Parayı verdiğin sürece iyi öğrencisin, ama ödemede bir sıkıntı yaşandığında notların ne olursa olsun, katkın ne olursa olsun kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar. O konuda çok ama çok katılar. 

7-Jean Monnet burs basvurusuna başvuru yapacak ve sinava girecek olan öğrencilere tavsiyeleriniz neler olacaktir?

Öncelikle şunu söylemek isterim, Jean Monnet alınabilecek en güzel burslardan bir tanesi. Çok sistemli, çok kurumsal ve kaliteli bir burs. Hem de senenin başında yüzde 90’ını hesabınıza yatırıyorlar.

En önemlisi de kriterler objektif. Sınav var, mülakat var ve belli matematiksek kriterler mevcut. Bu eleme aşamaları AB Bakanlığı ve Avrupa Birliği ile ortaklaşa yürütülen bir süreç ile geçiliyor. Yani içinizin rahat olması gereken ve gerçekten hakkedene verilen bir burs.

Başvuru yapacak olanlara tavsiyem gitmek istedikleri başlığı iyi seçmeleri. Kafaları net olmazsa ve hangi başlıkla gitsem acaba diye sorular dolaşırsa genelde o iş olmuyor. Başlık, öncelikle sizin çalıştığınız veya eğitim gördüğünüz alana denk olmalı. Yoksa mülakatta kesin elenirsiniz. Yani seçtiğiniz başlıkta sizi yetkin görmezlerse hemen elerler. “Ben uluslararası ilişkiler okudum, ama hukuk alanında çok kontenjan var diyorlar, olsun ben hukuk başlığını seçeyim…” derseniz mülakatta elenmeniz içten bile değil. Başlığı belirledikten sonra iş sınava çalışmaya kalıyor. Bu da çok kritik bir süreç, sınav kıran kırana geçiyor. Orda öne çıkmak için en az üç ay önceden çalışmaya başlamanız gerekiyor. Tabi AB konusunda bilginiz sınırlıysa daha önce başlayın derim, çünkü sınavda hem sizin başlığınızdan hem de Türkiye-AB tarihinden sorular geliyor. Genel sorular ama özel cevaplar vermeniz bekleniyor. AB diline hakim, İngilizceyi kağıtta iyi kullanan adaylar ön plana çıkıyor. Çünkü 3-4 saat içinde 5-6 sayfa el yazısı ile yazı yazmanız bekleniyor. Sitemli, düzgün ve nitelikli kağıtlar elemeyi geçiyor.

Ben sınava AB’nin resmi evraklarından ve AB Bakanlığı’nın yayınladığı raporlardan çalışmıştım. Mesela en birincil kaynak Türkiye’nin ilerleme raporlarıydı. Zaten sınavda istenen üslup ve dil de orada yazılan dil. Ona iyi bakmak gerekiyor. Ayrıca İktisadi Kalkınma Vakfı ve TESEV makaleleri iyi kaynaklar olabilir. Buna Dışişleri Bakanlığı’nda bulunan dokümanlar da eklenebilir. Yani kaynak çok, ama sistemli ve düzenli hazırlanmak lazım, çünkü rekabet çok yüksek.

8-Son olarak Edcon un bu süreçte size nasil bir faydası oldu?

Ben EDCON ile Jean Monnet sınavından biraz önce bir arkadaşımın tavsiyesi üzerinde tanıştım. Aslında başka yerlere de gittim o süreçte, yani başka danışmanlık ofislerine. Hepsi ile görüştüm, EDCON ile de görüştük. İşin garibi EDCON dışında kimle görüşüysek, konular hep aynı yerden başlıyordu, hangi ofis hangi üniversite ile anlaşma yaptıysa o üniversite ekseninde konuyu ele alıyordu. Ben ise şu veya bu üniversite değil, benim için hangisi iyi ise onu seçmek istiyordum. Sadece EDCON’da bu genel bakış açısını gördüm. İlk gittiğimde oradaki arkadaşlar harika şekilde ilgilendiler beniimle. Önümüze tüm İngiltere haritası açıldı ve teker teker bölgeler ve okullar üzerinde konuştuk. Beni şaşırtan ikinci şey de danışmanların İngiltere’nin sistemini ve okulları çok iyi bilmeleriydi. Bu denli detay ve kaliteli bilgi veren olmamıştı. Zaten ilk görüşmemde ben kararımı verdim, bu süreç bir danışman ofisle devam edecekse o yer burası olacak diye.  Tabi bunda oradaki arkadaşların bilgisi ve tecrübesinin yanında sıcak ve güler yüzlü karşılamaları da etkili oldu. EDCON’dan benim sürecime destek olan arkadaş ile hala yazışıyoruz. Ben oraya gittikten sonra da yazışmaya devam ettik. Bazı konular oldu, destek verdiler hemen. Halbuki süreç bitmiş ve okulda senenin yarısına gelmiştim, ama öyle demediler ve hemen destek oldular. Mesela şuan okullar ilgili bir mevzu olsun, okulda doğru kişiyi bulamasam, ne bileyim bir yazışma konusunda desteğe ihtiyacım olsa, ilk yardım isteyeceğim yer yine EDCON olacak. Çünkü diyalogları ve çalışma sistemleri çok iyi. Yani en azından ben öyle gördüm ve öyle düşünüyorum.

a. Yerleştirme Öncesi Verilen Hizmetler

Zaten yerleştirme öncesi denilen süreç, danışman ofisin en aktif olduğu süreç, çünkü siz onlara gerekli dokümanları teslim ettikten sonra tüm yazışma ve iletişim süreçlerini onlar takip ediyorlar. Ama tabi tüm cevaplar ve görüşmeler sizin bilginiz dahilinde devam ediyor. Bu anlamda EDCON ile harika bir süreç yönettik biz. Hem kabullerin alınması hem de vize süreçlerinde EDCON olmasa çok sıkıntılı olurdu, çünkü o süreçte ben bir kurumda çalışıyordum ve ayıracak çok vaktim olmazdı. Ama tabi yine de sizin müdahil olmanız gereken noktalar var. Mesela başvuru evraklarının hazırlanması, referansların istenmesi vb. Mesela o dönemde şöyle bir şey yaşandı, orada EDCON’u çok taktir ettim, bu yüzden anlatmak isterim. Ben ABD’de bulunan bir hocamdan referans istedim. Ama hocamın benim hakkımda ne düşündüğünü bilmediğim için referans mektubu merak ettim, mektup hakkında EDCON’daki danışmanımdam şifahen bilgi istedim. Yani referans iyi mi yoksa pek de iyi değil mi falan söyler misin gibi. Süreç boyunca o kadar beraber iş yapıyoruz, samimi olmamıza rağmen, EDCON’daki arkadaş gayet profesyonel bir şekilde bana şunu dedi, “Yetkin Bey, bu konuda bir kelime bile etmem, çünkü bu olayı etik devam ettirme konusunda asla taviz vermiyoruz biz ofis olarak. Yani o kapalı zarf mektubu size kesinlikle göstermem, onlar ilgili bilgi de veremem…” Ben ilkten anlayamamıştım, ama sonrasında çok saygı duydum. Burada şunu anlatmak istiyorum, bu işte gerçekten adam gibi yapan bir yerden destek almanızın size çok faydası olur. Danışmanlık alacaksanız, EDCON veya o çapta bir yerden alın derim. Yoksa hiç almayın, birkaç gününüzü ayırın kendinizi yapın başvuruları. Zorlu bir süreç, ama gözünüz alıyorsa neden olmasın. 

b. Yerleştirme Süresince

Daha önce de bahsettiğim gibi yerleştirme sürecinde de hep temas halineydik ofis ile. Mesela ben oryantasyona katılmayacaktım okulda, onlar ısrar ettiler illa katılın, gitmezseniz şunu kaçırırsınız, bunu kaçırırsınız falan diye. Sonrasında ben gittim oryantasyona ve gördüm ki, iyi ki gelmişim, çünkü orda verilen ve sonrasında haberim olmayacak bir sürü bilgi öğredim klüpler ve okulun imkanları hakkında. Bir sürü arkadaşımla oryantasyonda tanıştım, bir sürü fırsat oldu. Kısacası, yerleştirme öncesinde nasıl destek olunduysa yerleştirme sürecinde de EDCON ile diyalog devam etti ve gereken yerde onlar müdahil oldular. Sanırım onların İngiltere’deki her okul ile özel diyalogları var ve sistemi çok iyi biliyorlar. 

c. Yerleştirme Sonrasında

Aynı şekilde, yerleştirme sonunda hatta mezuniyetten sonra bile görüştük, görüşüyoruz kendileri ile. Bu anlamda hizmet açısından çok takdir ediyorum.